Almanya Federal Meclisi seçimleri: Radikal güçler nasıl bir rol oynuyor?
Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından parti içindeki bazı kanatları "kesinlikle aşırı sağcı” olarak sınıflandırılan AfD partisi, Federal Meclis seçimlerinden yüzde 20,8 oy oranı ile en güçlü ikinci parti olarak çıktı. Almanya'nın doğusundaki eyaletlerde de diğer tüm partilerin önünde yer aldı. Avrupa basını bir yandan seçim sonuçlarını değerlendirirken diğer yandan siyasi merkezin zayıflamasının nedenlerini irdeliyor.
Aşağılanmış ve kırgınlar
Pravda, aşırılık yanlısı partilerin 1990 önceside Doğu Almanya’ya dahil olan eyaletlerdeki seçim başarısını şöyle açıklıyor:
“Almanya’nın bu kesimindeki insanlar kendilerini dışlanmış hissediyor. Bütün tarihleri, kültürleri, gelenekleri ve Doğu Alman ekonomisi ve sanayiinin büyük bir kısmı derhal ortadan kaldırılmış, yanlış ve yanıltıcı ilan edilerek tarihten silinmişti. Ancak insanlar eski yaşamlarını kalplerinde taşıyor. Özgürlüğe kavuşmanın verdiği coşku kısa sürdü ve sonra hayat normale döndü. Aşağılanmışlık, kırgınlık ve meydan okuma hissi ise insanların zihninde kaldı. Siyasetçilerin bu hislere hitap etmesi yeterliydi.”
Gençler hayal kırıklığına uğradı
Siyaset bilimci Linas Kojala, Politika'da gençlerin oy tercihlerini şöyle değerlendiriyor:
“Almanya'da 25 yaş altı gençlerin yarıdan fazlasının AfD'ye ya da iki radikal sol partiden birine oy vermiş olması, geleneksel siyasi güçlere karşı artan hayal kırıklığının net bir göstergesi. Şimdilik aşırılık yanlısı partilerin hükümetten uzak tutulması başarılıyor, ancak bunun matematiksel olarak imkânsız hale gelmesi yalnızca zaman meselesi. ... Yeni Şansölye sözleriyle değil, icraatlarıyla değerlendirilecek.”
Dışlamak yanlış bir yaklaşım
Lidové noviny, yasal bir partiye karşı güvenlik duvarı örülmesini doğru bulmuyor:
“AfD alkışlanacak bir oluşum değil. Ancak Almanya’da gösterildiği şekliyle bir tehditse eğer, o halde bir mahkeme ve tercihen de Anayasa Mahkemesi tarafından feshedilmeli. Ya da serbest seçimlere katılmalarına izin verilmeli. Böyle devam ederse, Almanya’daki toplumsal ve siyasal çoğunluk arasındaki zıtlıklar tehlikeli boyutlara varabilir.”
Oy kullanma hakkından da istifade etmeli
Gazeteci Aleksandra Ptak-Iglewska, Rzeczpospolita’da Polonyalıların seçimlerdeki yüksek katılım oranını örnek alması gerektiğini belirtiyor:
“1989’dan sonra yeniden kazandığımız demokrasiyi, seçimlere katılmaktan ziyade sosyal medyada tartışmalara girerek savunduğumuz izlenimine sahibim. Almanya’yı türlü nedenlerle ayrıcalıklı konumu bulunduğunu düşündüğümüz zengin bir komşu olarak görüyoruz. Fakat ülkemizdeki durumla ilgili sorumluluğu üstlenmeye gelince, Polonya’da on seçmenden dördü hâlâ sandığa gitmek yerine evlerinde yatmayı tercih ediyor.”
Küçük bir koalisyon olacak
CDU/CSU ve SPD’nin kuracağı büyük koalisyonun önü açıldı, diyor Club Z:
“İki partili koalisyonun her iki tarafça da isteniyor ve dolayısıyla hızlı bir şekilde hayata geçirilebilecek olması iyi haber. Bu sayede kararlar daha hızlı alınabilecek ve daha az taviz vermek zorunda kalınacak. Önceki koalisyon tam da bu atalet yüzünden başarısız olmuştu. Kötü haber ise büyük koalisyonun aslında küçük bir koalisyon olacağı - hem CDU hem de SPD tarihlerindeki en kötü sonuçlardan birini elde ettiler ve [gereken üçte iki çoğunluk nedeniyle] örneğin Anayasa’yı değiştirmek, borç freninde reforma gitmek ya da acil durum bütçesi çıkarmak istediklerinde Federal Meclis’teki diğer partilerin desteğine ihtiyaç duyacaklar.”
AfD pusuda bekliyor
Respekt, Hıristiyan Demokratlar ve Sosyal Demokratlara düşen en büyük görev uzlaşma sanatını yeniden keşfetmek, diyor:
“Bu süreç başarısız ve yeni hükümet de önceki kabineler gibi kamuoyu önünde sert tartışmalara sahne olursa, seçmenlerin siyasi elitlere duyduğu hoşnutsuzluk daha da büyüyecektir. Dahası, sisteme kökten karşı çıkan AfD'nin daha da güçlenme ihtimali artacaktır. AfD, oy oranını iki katına çıkararak seçimin en büyük kazananı oldu. ... Şu ana değin aşırılıkçı görüşleri nedeniyle hiçbir parti AfD ile hükümet kurmak istemedi. Ancak müzakerelerden işlevsel bir koalisyon çıkmazsa, bu aşırı sağcı ve Rusya yanlısı parti 2029’da birinci olma şansını önemli ölçüde artırabilir.”
Solun sürpriz yeniden doğuşu
Sme, Sol Parti'nin şaşırtıcı derecede iyi performansını bilhassa dikkate değer buluyor:
“Sol harekete geçmeyi başardı. Karizmatik parti liderleri Heidi Reichinnek ve Ines Schwerdtner'in sosyal medyada CDU'yu aşırılık yanlılarını desteklemekle eleştirmesi de bunda etkili oldu. Dahası, net öncelikler belirlendi: sosyal eşitsizlikle mücadele, zenginlerin vergilendirilmesi, kiraların düşürülmesi ve toplu taşımanın sübvanse edilmesi. Bu strateji özellikle genç seçmenlerde karşılık buldu: Sol Parti, 18-24 yaş grubunda yüzde 25 oy alarak birinci geldi ve en büyük rakibi AfD'yi dört puan geride bıraktı.”
Sisteme duyulan güven tehlikede
Der Spiegel, Friedrich Merz’i önümüzdeki dört yıl liberal demokrasiyi savunma görevinin beklediğini yazıyor:
“Başarısız olursa her şey biter. AfD sonraki seçimde daha da güçlenir ve büyük olasılıkla en büyük parti olur. Şansölye Merz’e düşen, siyasetin merkezine ve daha da önemlisi sistemin kendisine, liberal demokrasinin otoriter yaklaşımlar karşısındaki üstünlüğüne yönelik güveni yeniden tesis etmek olacak. Yeniden birleşmeden bu yana hiçbir şansölye böyle büyük bir zorlukla karşı karşıya kalmamıştı.”