Macaristan UCM'den ayrıldı: Sonuçları ne olur?

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Budapeşte’yi ziyaret ettiği saatlerde, Macaristan hükümeti Uluslararası Ceza Mahkemesi’nden (UCM) çekildiğini duyurdu. Geçen yıl UCM tarafından hakkında tutuklama emri çıkarılan Netanyahu, Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’la birlikte düzenlediği basın toplantısında karardan duyduğu memnuniyeti paylaştı. Avrupalı yorumcular gelişmeyi değerlendiriyor.

Tüm alıntıları göster/kapat
Der Spiegel (DE) /

Orbán'a AB'de artık yer yok

Der Spiegel, Avrupalıların endişelenmek için bir gerekçesi var, diyor:

“Avrupa Birliği, değerler ve normlara dayalı bir barış projesi olarak inşa edildi. Ancak, orman kanunlarının geçerli olduğu bir dünyada varlığını sürdürmek için mücadele etmek zorunda kalıyor. Böyle bir ortamda, her ülkenin hangi tarafta durduğunu sorgulaması gerek: Hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasilerin yanında mı yoksa başka bir safta mı? Viktor Orbán tercihini açıkça yaptı - ve bu tercihle artık ona AB'de yer yok.”

Die Welt (DE) /

Savunması güçlü bir Batı ekseni

Die Welt'in editörü Ulf Poschardt, Orbán'ın duruşundan övgüyle söz ediyor:

“Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin ülkesini kararlılıkla savunan Netanyahu hakkında verdiği peşin hüküm, özellikle (ama bununla sınırlı da değil) Hamas’ın terörist liderleriyle örtülü bir eşitleme anlamına geldiğinden korkunç bir skandaldı. Devlet çıkarını bir makyaj gibi uygulayıp silen Alman dış politikası bir kez daha başarısızlığa uğradı. Netanyahu'ya açıktan destek verenler ise yine ABD ve şimdi de Orbán oldu. … Netanyahu ve Orbán, İslamcı faşizmin yarattığı tehdidi ciddiye alan ve buna karşı mücadele eden savunması güçlü bir Batı'nın temsilcileri olarak öne çıktılar.”

Boróka Parászka (HU) /

Soykırıma kayıtsızlık

Gazeteci Boróka Parászka, Facebook'ta Macar hükümetinin soykırım meselesini uzun zamandır uygunsuz bir şekilde ele aldığına dikkat çekiyor:

“Macar hükümeti bu tutumuyla hangi mesajı veriyor? Soykırımların açığa çıkarılmasına dahil olmak istemediğini mi? ... Eğer öyleyse, bu mantıkla herkes gücünün yettiği, ordusunun imkân ve vicdanının elverdiği ölçüde soykırımlar gerçekleştirebilir. ... Nitekim Macar hükümeti, Ermeni soykırımını resmen tanımadı. ... Srebrenitsa soykırımını kabul eden BM deklarasyonuna katılmayan tek AB ve NATO üyesi de Macaristan’dı. Aynı şekilde, Putin'in savaş suçlusu olmadığını alelacele ve kesin bir dille savunan kişi de Macaristan Başbakanı'nın bizzat kendisiydi.”

Magyar Nemzet (HU) /

Keyfi ve taraflı

Hükümet yanlısı Magyar Nemzet, ayrılışı haklı buluyor:

“Hukuk diplomasına sahip kişilerden oluşan bir heyetin, bağımsız ve tarafsız bir uluslararası soruşturma yürütülmeden, hatta çatışmalar sona ermeden, saldırıya uğrayan ülkenin liderlerini savaş suçlarıyla itham etmesi skandaldır. Dahası, terör saldırısını gerçekleştiren, ateşkes anlaşmasına rağmen hâlâ -aralarında bir Macar yurttaşın da bulunduğu- bazı rehineleri serbest bırakmayan tarafın, yani Hamas’ın propagandasını kelimenin tam anlamıyla tekrarlamaları kabul edilemez. Macaristan’ın böylesine keyfi ve taraflı bir siyasi oluşumda yeri olmadığı açıktır.”

De Volkskrant (NL) /

Avrupa üzerinde bir leke

Macaristan uluslararası hukukun altını oyuyor, diyor De Volkskrant:

“Orbán her hakiki otokratın yaptığı gibi uluslararası hukuk düzenine orta parmak gösteriyor. ... Macaristan, AB’nin itibarı üzerindeki koca bir lekeye dönüştü. Viktor Orbán’ın birliğin değerlerini benimsemediği, hukuku hiçe saydığı ve Avrupa’nın temsil ettiği demokratik değerlerden ziyade Vladimir Putin gibi otokrat liderlerin izinden gittiği yıllardır biliniyor. ... İsrail’e kararlılıkla arka çıkan başka üye devletler olsa da Macaristan’ın bu yaptığıyla uluslararası hukukun altını oyması ve AB’yi içeriden parçalaması çok üzücü.”

Lidové noviny (CZ) /

Netanyahu ve Putin aynı konumda mı?

Lidové noviny, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Macaristan’ın ayrılmasını haklı çıkaracak bir çifte standart uyguladığını yazıyor:

“Netanyahu ve Putin hakkındaki tutuklama kararlarını karşılaştırırsanız, bir çelişkiyi hemen göreceksiniz. Hamas’lı teröristlerle -çoğu zaman sert ve Filistinli sivillere büyük bedeller ödeterek- mücadele eden bir ülkenin lideri, küresel adalet bakımından on yıldan beri -ve Şubat 2022’den bu yana kapsamlı bir şekilde- BM üyesi egemen bir ülke olan Ukrayna’ya saldıran bir devletin lideriyle aynı konumda tutuluyor. ... Bu adalet mi demek? Yoksa önyargı mı?”